Ülkelere ‘kayyım’ atama dönemi mi başlayacak yoksa?

Geçen yıl İsrail ile İran arasında çıkıp 12 gün süren (13-24 Haziran 2025) çatışmaların, cumartesi günü başlayıp ne kadar süreceği öngörülemeyen daha geniş kapsamlı savaşın provası olduğu anlaşılıyor.

Çatışmaları İsrail başlatmıştı.

İsrail, hedef olarak, İran’ın nükleer altyapısıyla askeri tesislerini seçmiş, bu arada ülkenin öndegelen subaylarını, Devrim Muhafızları liderlerini ve siyasileri ile bilim insanlarını da yok etmeye çalışmıştı.

Saldırıya uğrayan İran çok sayıda balistik füze ve drone’u İsrail kentleri üzerine göndermiş, ABD üç nükleer tesisi daha bombalayarak İsrail’in yardımına koşunca, Katar’daki Amerikan üssüne füzeler yollamıştı İran…

Son birkaç gündür yaşanan, 12 günde olanların daha geniş çaplısı…

Bu defa saldırıyı yine İsrail başlatmış olsa bile, ABD’nin açılan savaşın planlama safhasında da bulunduğu anlaşılıyor. ABD ile İsrail aralarında zaten var olan istihbarat paylaşımını anlık hale dönüştürmüş ve o sayede daha ilk aşamada İran’a azami zararı verebilmişler…

Saldırı başlangıcı için farklı bir tarih belirlemiş oldukları halde, dini lider Ali Hamaney ve devletin etkin isimlerinin bir güvenlik toplantısı için belli bir adreste bulunacakları istihbaratı elde edilince, tarihi cumartesi gününe çekmişler…

İran ise, 12 gün süren çatışmada nasıl davranmışsa, son saldırılara da aynı mukabelede bulundu. İsrail kentleri üzerine füzeler yağdırdı.

Tek fark şu: ABD’ye zarar vereceği düşünülerek ilkinde bir tek onu hedef aldığı halde, Katar’daki üssüne ek olarak, bu kez Ürdün, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan üslerine de füzeler yolladı İran…

[Güney Kıbrıs’taki İngiliz üssüne de.]

Gönderilen füzelerden üslerin bulunduğu ülkelerin rahatsızlık duyacaklarının düşünülmediği de bölgeden gelen tepkilerden anlaşılıyor.

[Cephe genişletme ciddi bir stratejik yanlış İran için.]

Bu tabloya, dini lider başta olmak üzere rejimin hemen bütün önemli isimlerinin İsrail saldırılarında hayatlarını kaybettiği gerçeği ile üzerlerine zarar vermek amaçlı füzeler gönderilen İsrail ve ABD hedeflerindeki can kaybının sınırlı kaldığını da eklemek gerekiyor.

Arada hem nitelik hem de nicelik olarak dev bir fark var.

O fark, hiç kuşkusuz, istihbarat zenginliği-fakirliği ile ilgili…

İsrail-ABD cephesi, sekiz ay önceki provada edindikleri bilgilerle yetinmeyip hedef seçmede işlerine yarayacak her türlü hassas bilgi için çok yönlü istihbarat çalışması yürütmüş; İran ise o konudaki açığını telafi etme çabasına girmek bir yana, karşı cephenin kendileriyle ilgili hassas bilgiler edinmesini sağlayan istihbarat girişimlerini de önleyememiş…

Karşı cephenin ne tür özelliklere sahip olduğu ya gözden kaçırılmış ya da yanlış değerlendirilmiş…

Uluslararası hukuk tanımıyor İsrail-ABD cephesi… Her iki ülkenin lider kademelerinin bu özelliklere sahip oldukları uluslararası mahkemelerin ‘soykırım’ teşhisi koyduğu Gazze’de açık seçik görülmüştü.

Ayrıca, 12 günlük çatışmaları hiçbir tahrike maruz kalmadığı halde tek taraflı başlatan İsrail’i sorgulayan çıkmamış, tersine, ABD de çatışmalara sonradan katılabilmişti.

İran’ın haklı şikayetlerine şimdi de kulak verilmeyeceği meydanda.

Tahran yönetimi, “Uluslararası camiadan çekinip daha ileriye gitmezler” diye düşünmüşse, hata etmiş…

Anayasası savaş çıkarma iznini yalnızca Kongre’ye tanıdığı için ABD yönetiminin Kongre’den onay almadan saldırmayacağını da düşünmüşler midir İranlılar acaba?

ABD başkanı Donald Trump’ın ülkesinin 250 yıllık tarihi içerisinde pek görülmemiş bir yasa-tanımazlığa sahip olduğu daha ilk yılında sergilediği tavırlarından ortaya çıkmadı mı? Sadece “Kanun benim” dercesine sarf ettiği sözlerinden değil, en son Yüksek Mahkeme’nin aldığı aleyhindeki karara kafa tutmasından da bu anlaşılmalıydı.

Geçen yıl 12 günlük çatışmalara İsrail’e yardım olsun diye katıldığında da Kongre’den onay almamıştı Trump; eleştirilere kulak bile asmamıştı.

ABD’de yine öfkeli tepkiler var, dünyanın dört bir tarafında İsrail-ABD cephesinin İran’a saldırılarına karşı insanlar sokaklara dökülüyor, ama bu haklı karşı çıkışlar bir işe yarayacak mı?

Kuşkuluyum.

Tam tersine, Trump-Netanyahu ikilisinin kişiliklerinde temsil edilen ‘Vahşi Batı’ görüntüsü giderek dünyanın yeni normali haline dönüşebilir endişesindeyim de.

Saldırıları başlatanların nihai bir hedefi, o hedefe vardıklarında, Venezuela’da olduğu gibi İran’da da kendileriyle işbirliği yapacaklarına inandıkları kişiler var galiba.

[Trump bir ara bunu düşündüren sözleri ağzından kaçırdı.]

Ülkelere ‘kayyım’ atama dönemi başlıyorsa şaşırmayalım.

Dünyamızı daha da zor günler bekliyor.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.