Back To Top
“Dine Davet”

“Dine Davet”

 - Son Güncelleme: 22.05.2019 Çarşamba 01:19
- A +

Günümüz Müslüman toplumları, esasında kendi kusurlarının sebep olduğu geri kalmışlığın verdiği huysuzlukla dünyaya asık yüzlü ve kavgacı bir Müslüman resmi gösterseler de İslam’ın kaynakları ve tarihi bunun aksini ispatlayan delillerle doludur. Bu delillerden biri de Kur’an-ı Kerim’in öngördüğü, Peygamberimizin ve Müslümanların uyguladığı dine davet yöntemidir. 

Bir Kur’an terimi olan davet, “İslâm dinini yayma ve Müslümanları dinî görevlerini yapmaya çağırma” faaliyetidir. Kaynaklarda geçen tebliğ, irşat, vaaz, nasihat, inzâr, tebşîr, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker gibi barışçıl içerik taşıyan diğer terimler de ‘davet’e yakın manalar içerir.  

Gerçi farklı ırk, kültür ve din mensupları arasındaki ilişkilerin genellikle savaş şeklinde sürdürüldüğü eski zamanlarda Müslümanlar da diğerleriyle savaşmışlardır. Fakat ilgili ayetlerde Hz. Peygamber’in görevinin ancak “belâğ” (daveti muhataba ulaştırma) olduğu belirtilmekte; bu gibi kullanımlar İslâm dinini yaymanın, muhatap çevrelere dini anlatıp tanıtmanın yegâne yolunun davet ve tebliğ olduğunu göstermektedir.  

***

Kanaatimce dine ve genel olarak iyiliğe davette, dolayısıyla eğitimde özellikle şu iki ayet ilkesel önem taşır: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla tartışmanı en güzel şekilde sürdür” (Nahl 16/125). “Dinde zorlamaya yoktur; doğru eğriden ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları (tâğût) reddeder de Allah’a inanırsa hiç kopmayacak sağlam bir kulpa yapışmıştır” (Bakara 2/256). Bunlara benzer daha birçok ayet vardır.  

Kuşkusuz Hz. Peygamber’in tarihte ilk defa bütün Arapları tek inanç ve tek bayrak altında toplamayı başarmasının arkasında, izlediği bu insanî ve ahlâkî davet yöntemi vardı. Bunu Kur’an da ifade eder: “Allah vergisi bir merhamet sayesindedir ki sen insanlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın çevrenden dağılır giderlerdi” (Âl-i İmrân 3/159). Esasen İslam’da Hıristiyanlık misyonerliğine benzer daimî bir kurumsal yapılanma olmamış; Müslümanlar “Allah yoluna davet”i genellikle sivil, gönüllü ve gösterişsiz bir görev bilmişler, öyle yapmaya da çalışmışlardır.  

Geçmişte muhtelif sivil kesimlerin, İslam’ın erdemlerini bilmeyenlere -söz dilinden ziyade- hal diliyle anlatmaları, yani davranışlarıyla ahlak ve erdem modeli olmaları sayesinde İslâm dünyada hızla yayılmıştır. Bu gönüllü davetçiler arasında Müslüman tüccarların yeri büyüktür. Doğu Afrika daha çok Güney Arabistanlı tüccarların tanıtmalarıyla İslamlaşmıştır. Kuzey Afrika ile Hindistan, Çin, Endonezya, Malezya, Filipinler gibi Uzakdoğu ülkelerinde de İslâm’ın yayılışı aynı yolla olmuştur.  

Anadolu ve Balkanlar’ın İslamlaşmasında en büyük şeref sufî kesime aittir. Ahmed Yesevî, Abdülkadir Geylânî, Ebu’l-Hasan eş-Şâzelî, İbn Atâullah el-İskenderî, Seyyid Ahmed et-Ticânî, Seyyid Muhammed es-Senûsî gibi ünlü sûfîler ile modern dönemdeki benzerleri hem cezbedici dinî-ahlâkî şahsiyet ve yaşayışları hem irşatlarıyla çok etkili birer davetçi olmuşlardır.  

Hacıların ve Müslüman esirlerin örnek ahlak ve yaşayışları da İslam’ın yayılmasına katkı sağlamıştır. Mukaddes topraklarda tazelenen dinî duygularla ülkelerine dönen hacılar, İslâm’ın rahmetini, ahlak ve insaniyetini cezbedici şekilde temsil etmişlerdir. Hatta Thomas W. Arnold’un kaydettiğine göre (The Preaching of Islam, London 1913, s. 405-406) hacıların bu tesirlerinden kaygılanan Avrupalı sömürge yönetimleri hacı adaylarına engeller çıkarmışlardır. 

***

Son yüzyılda Mısır, Suudi Arabistan gibi bazı Müslüman ülkelerdeki üniversitelerde davet bölümleri açılarak bu hizmetin Hıristiyanlıktaki gibi kurumsal hale getirilmesi amaçlanmıştır. Ancak hem bu uygulama İslam’ın karakterine uymadığı hem de günümüz Müslümanlarının daha görünür olan kesimleri ahlak ve davranışlarıyla dinimizi doğru temsil etmedikleri için bu tür kurumların -umulanın tersine- İslam’a ilgiyi olumsuz etkilediği sonuçlarından görülmektedir. 

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Muhtefi. .. 22 Mayıs 2019 21:10
Bugün İslam Toplumlarina bakıp + olarak Emperyal algi operasyonlari ile şişirilmiş, abartılmış Medya Maskelemesinden kurtularak..Bir Gayri Müslim Çok Zeki olarak bizlere değil Kaynaklari Kronolojik olarak Samimiyetle inceleyip, Tefekkür etse Mümin olmaktan başka çıkar yolu yok-tur. !..Fakat biz Nerdeyiz bu büyük sıkıntı İlla Ahlak, Edep Horasan Erenlerin yolundan başka yol da yoktur. !..Dedeler öyle Hakkın Lutfuna kavuştular. .
METİN P. 22 Mayıs 2019 16:12
Allah sizi,sizinle din konusunda savaşmamış,sizi yurtlarınızdan çıkarmamış kimselere iyilik etmekten,onlara adil davranmaktan menetmez.ŞÜPHESİZ ALLAH ADİL DAVRANANLARI SEVER.(MÜMTEHENE SURESİ 8. AYET)en son inen ayetlerdendir.eğer ortada bir nesih(hüküm iptali)söz konusuysa son gelen öncesini nesheder.
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 17:53
0
METİN P. Mümtehine hicretin altıncı yılında, Tevbe ise dokuzuncu yılında inmiştir. Tevbe en son inen suredir. Elimizdeki tertipte Tevbe dokuzuncu, Mümtehine altmışıncı sure, diye, sen, Kuran'ın inzal sıralı bir Kitap olduğunu mu sanıyorsun ? :)
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 15:13
2- Bir anlayan oldu, o da Allah. Demek ki, kuran’nın Öğretisini anlamak, özümsemek demek ki Allah’a ihtiyaç. O kulluk edecek O, emredileni sindirecek hazmedecek.. İnsana sevap lazım Cennet için, anlamasa, bilmese de önemli değil. Allah’a inanıyor, Allah var diyor ya yeter.. Ezan, Türkçe olsun, namaz süreleri Türkçe olsun, anlaşılsın müminler özümsesin, tekrar tekrar dinleyerek hüçrelerine işlesin deyince. Taasup dolu toplum, ayağına deve dikeni batmış gibi haykırıyor. İyi de, bu itirazın Allah’ın emrimi yoksa aklının isteğimi yoksa biz atad
Karar Okuru 22 Mayıs 2019 12:05
Davetiyeyi gondermeye muslumanim diyenlerden baslamak lazim. Kul hakki yiyip muslumanim diyorlar, beytul mala el uzatip muslumanim diyorlar, Omer'in adaleti diyorlar mal varliklarina bakinca sadece kendilerine musluman olduklari derhal anlasiliyor.
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 09:04
Tevbe Suresi’nin 29. ayeti, sansürlediğiniz Kitap da kayıtlı değil mi hocam : “Ehl-i kitap’tan Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve resulünün yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” Ta, Peygamber gününden beri İslam tarihine egemen olan, bu ayetin hükmü/emri, değil mi ? Adamlara saldır, haraca bağla; ondan sonra “dinde zorlama” yok de. Egemenliğin altına aldıktan sonra, dinde zorlasan, “ganimet” kesilecek, yapar mısın ?
METİN P. 22 Mayıs 2019 11:05
1
sAYIN KARAR OKURU;SELEFİLER GİBİ AYETİ YORUMLADINIZ.SİZ DIŞARIDAN ONLAR İÇERİDEN İSLAMI YIKMAYA DEVAM EDİYORSUNUZ.AYETİN GELDİĞİ ORTAMI BİLMENİZ VE NÜZUL SEBEBİNİ BELİRTMENİZ LAZIM.AYETİN GELDİĞİ ORTAM MÜSLÜMANLARIN DÖRT BİR KOLDAN SALDIRIYA UĞRADIĞI BİR ZAMAN DENK GELİYOR.MÜMTEHENE SURESİNİ OKUMANIZI VE GÜNÜMÜZ ŞARTLARINA TAM DA UYGUN EMİRLER İÇERDİĞİNİ HATIRLATAYIM.TEVBE SURESİNDEKİ AYETTEN SİZİN ANLADIKLARINIZIN TAM TERSİNE.
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 12:07
2
Metın P. arkadasim, yazdiklariniz (Tevbe 29 ayeti tarihseldir) anlamina geliyor.
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 13:27
1
METİN P. ayeti “öyle” yorumlayan ben değilim. Tüm İslam tarihi boyunca kurulmuş devletlerin tatbikatı bu ayetin hükmüne göre. Hatta Mustafa Hocamın bahsettiği "ılımlı" ayetlerin, bu ayet ile nesh edildiği de, taraftarı oldukça fazla olan bir görüş. Mesela, Osmanlı köleliği kaldırmadı, çünkü, daru'l harp olduğu sürece, halifenin savaşmasını farz koşan bir fıkha tabi idi. O fıkhı da ben inşa etmedim. KOCA KOCA HOCALAR'ın bir bildiği vardır, değil mi ? Yoksa, o koca koca hocalar iktidar/hazine hocası mıydı ?
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 18:47
0
Kuran-i Kerim bir bütündür. Specific bir ayeti çekip çıkarırsan namazı da haram kılarsın, orucu da yasaklarsın. Savaş ile ilgili tüm ayetler Bakara 190 ışığında yorumlanır; İslam'da sizinle savaşmayan ve size açık bir şekilde saldırmak için hazırlanmayan kimselere savaş açamazsınız, hatta Allah bu kimselere nezaket ve adaletle davranmanızı asla yasaklamaz (Mümtehine, 8). Sizinki maalesef selefilerin zorlama yorumlarından biri olmuş.
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 08:41
"Kâinatta en yüksek hakikat imandır." (Bediüzzaman Said Nursi) İmanın ve marifetullahın mahalli batıni kalptir. Dolayısıyla aklımızdan önce kalbimizi iman ve marifetullah ile çalıştırmalı ve kalbi aklın hizmetine değil, aklı kalbin hizmetine tahsis etmeliyiz. Tersini yapan allame-i cihan dahi olsa karanlığa mahkum olabilir. Sadece malumatfüruş (bilgiçlik taslayan) olur.Bildikleriyle kibir ve gurur putuna dönüşür. Buda müslümana has bir meziyet değildir. Allah bizi kendini beğenip, şeytanın avanesi olmaktan korusun. AMİN.
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 08:37
Cemaatlerin hiç bir şekilde ucundan ve kıyısından bile olsa dünyevi beklentileri olmamalıdır. İstemediği halde gelirse de bunu hizmete vesile kılmalıdır.Öbür alemdeki rahatımız, bu dünya daki rahatımızı terk etmekten geçiyor. Dindar kesim ne yazık ki malumat ile marifet(marifetullah) birbirine karıştırıyor.Kur'an,İslâm,Tevhid vb. hakkındaki birikimlerini marifet zannediyorlar. Bunlar İlahiyat profesörleri dahi olsa öyle ne yazık ki. Bana göre malumat ameliye-i akliyedir. Marifet ise ameliye-i kalbiyedir. Marifetullah hal dilidir.Başta kalp olmak üzere, büt
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 05:42
Hocam kaleminize, yüreğinize sağlık! Hangi yazarın makalesinin başlığı idi bilemiyorum. İslâm'a hizmet atanmışların değil, kendini bu ulvi davaya adamışları işidir. Hükümetlerin vazifesi adanmışların yolundaki dikenleri temizlemek olmalıdır. Ne yazık ki bugün cemaatlerde dünyevileşme temayülleri hızla artmaktadır. Siyasi iktidarın eksikleriyle birlikte muhafazakâr demokrat olması cemaat ehli olanların elini güçlendirmiştir. Lâkin nedendir bilinmez, bu seferde cemaatlerde dünyevileşme, makam ve mevki sahibi olma hevesi depreşmeye başlamıştır.
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 03:14
Maalesef ki, ilim sahibi olduğunu zanneden gerçekte ise kitap yüklü eşekten farkı olmayanların hezeyanıdır “yazmak” Oysa ki, yaşamaktır hakikat! Senin peygamberin yaşadı, sen ise hayat süren leş oldun bu diyarda! Dön kendine bak... “Yazmak”değil, “yaşamaktır” hakikat! O yazmadı! Okudu ve yaşadı... İnsanları tartma kendini tart! Senin terazinin hakkı kadar değildir eşrefi mahlukat!
KARAR OKURU 22 Mayıs 2019 02:44
eline sağlık hocam
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN